Viyana

VİYANA

Yakın tarihinde ünlü Babenberg’lerin ve Habsburg Hanedanlığı’nın  (1153-1918) yönetimi altında kalan Viyana, 300 yıldan fazla bir süre (1483-1806) boyunca Kutsal Roma İmparatorluğu’nun merkezi olmuştur.

Viyana, 18. ve 19. yüzyıllarda sanat, klasik müzik ve opera aracılığıyla Avrupa’nın kültürel merkezlerinden biri haline geldi. Vals ve Viyana Baloları burada doğdu ve Viyana şehir merkezi   Mozart, Beethoven, Brahms ve Strauss gibi müzisyenlere ev sahipliği yaptı.

İmparator I. Franz Joseph ve eşi Elizabeth (Sisi), 1800’lerde Viyana’yı modernleştirmek için en büyük değişiklikleri yaptılar. Orta çağ kale duvarının yerine ring caddesi ve güzel binalar yaptılar. Yakındaki sarayları onardılar ve yeni büyük binalara yer açmak için Eski Kent’teki evleri yıktılar. Bu dönüşüm sırasında Avusturya İmparatorluğu ile Macar Krallığı birleşti ve Viyana’nın nüfusu hızla arttı. İki Dünya Savaşı’nı kaybetmek, şehrin 200 yıllık hızlı ilerlemesini büyük ölçüde sekteye uğratırken, modern bir ikinci geliş, tarihi Viyana Eski Kenti’ni bir kez daha ziyaret edilecek dünya standartlarında bir yer haline getirdi.

Münih-Salzburg-Hallstatt-Bad Ischl-St. Wolfgang-Mondsee-Gmunden’den sonra son durağımız Viyana. Daha önce tur ile geldiğimiz, hızlıca gezdiğimiz Viyana’ya bu sefer doyabilmek için 2 gün ayırdık.

Viyana’da 1. Gün 

1. Schönbrunn Sarayı

Şehir merkezine yaklaşık 9 km mesafede. Ancak toplu taşım ile şehirde her yere çok rahat gidiyoruz.

Daha önceki gelişimizde bahçelerine hayran olduğum bir saraydı burası.

Saray; Habsburg hanedanının başlıca imparatorluk yazlık ikametgâhıydı ve Habsburglular bu 1441 odalı sarayda olduğu gibi, yaptıkları her şeyde mükemmellik arayışında oldular.

1569’da, Kutsal Roma İmparatoru II. Maximilian günümüzde sarayın bulunduğu bölgede kaynayan bir su görüp, sudan biraz içmiş ve tadını beğenerek, suyun üstününe bir çeşme yapılmasını emretmiş. Çeşme; güzel çeşme yani Schönbrunn adı verilmiş.

Daha sonra buraya kale yapılmış. Ancak 1683’teki II. Viyana Kuşatması sırasında kale ve bahçeleri kullanılamaz hale gelecek şekilde hasar görmüş.

Hasardan sonra Schönbrunn Sarayı’nın ve bahçesinin yapımı ancak 1744-1749 yılları arasında İmparatoriçe Maria Teresa tarafından tamamlatılabilmiş.

İmparator I. Karl, 1918’de tahtı bıraktığını bildiren ve Habsburg Hanedanı hakimiyetine son veren anlaşmayı burada imzalamıştır.

1955’te Avusturya Cumhuriyeti’nin yeniden kurulmasıyla saray, müze oldu.

Schönbrunn Sarayı ve Bahçesi 1996 yılında Unesco Dünya Mirası’na dahil edildi.

Saray, güzel Barok mimarisi, göz alabildiğine uzanan geniş bahçeleri ve süslü iç mekanlarıyla tanınıyor.

Yüzyıllar boyunca Avrupa’nın geniş bir bölümünü yöneten Habsburglar’ın ne kadar müreffeh ve etkili olduğunu gösteren en büyük saraylardan biridir.

Schönbrunn Sarayı’nın ilgi çeken kısmı özellikle güzel ve devasa bahçeleridir. Gezmek bir hayli zaman alıyor.

Bu muhteşem bahçelerde; müzelerden hayvanat bahçelerine kadar pek çok çeşit alan bulunuyor.

Neptün Çeşmesi

Bahçe içerisinde 1776 yılında inşa edilmiş bir Neptün Çeşme’si bulunuyor. Neptün heykelinin etrafında bir grup heykel var.

Gloriette

Çeşmenin arka tarafında ise tepesindeki seyir terasına çıkıldığında harika bir şehir manzarası sunan Gloriette bulunuyor.

(Gloriette; bir bahçedeki yüksek bir bölgede yer alan binalara verilen ad.)

1775’te inşa edilen yapı zafer takı konseptindedir ve çevresindeki militarist dekor ve heykeller, binanın bir savaş anıtı olarak görünmesini sağlar.

İmparator Franz Joseph burayı kahvaltı salonu olarak kullanmıştır.

Günümüzde burada bir kafe var.

Türk mutfağının tat ve çeşidiyle yarışamazlar ama pastaları gerçekten çok güzel.

Gloriette’den saray ve Viyana siluetinin manzarası eşsiz.

2. Belvedere Sarayı

18. yüzyılın başlarında Savoy Prensi Eugene’nin yazlık ikametgâhı olarak inşa edilmiştir. (Napoleon Bonaparte, Eugene’i dünyanın gelmiş geçmiş en büyük 7 generali arasında gösterir.) Osmanlı ile çok savaşmıştır.

Belvedere Sarayı, Schönbrunn Sarayı’na göre çok daha küçük. Ancak Viyana’daki en iyi sanat ve kültürel eser koleksiyonlarından bazılarını barındırıyor.

Barok mimariye sahip sarayın göz alıcı bahçeleri bulunuyor. Bahçelerin her iki tarafında Yukarı Belvedere ve Aşağı Belvedere olmak üzere iki ayrı saray bulunuyor.

Saray, 19. yüzyıldan beri müze olarak kullanılıyor . Her iki saray için ayrı veya kombine bilet almak gerekiyor.

Giriş kapısına yakın olan Yukarı Belvedere Sarayı.

Sarayın bahçeleri ücretsiz.

Biz Aşağı Belvedere’yi gezdik.

Aşağı Belvedere

Bilet sanırım 15 euro idi.

Aşağı Belvedere; 1714-16 yıllarında inşa edilmiş Barok bir yapıdır.

Bugün Aşağı Belvedere ve Limonluk’un odaları, sergiler ve etkinlikler için kullanılıyor.

Grotesk Salonu

Grotesk; Antik Roma’da popüler olan, botanik, zoolojik ve mitolojik öğeler içeren abartılı, süslü bir dekorasyon tarzını ifade eder. 18. yüzyılın başlarında da modaydı. Drentwett, dört mevsimi tavanda ve dört elementi köşelerde tasvir etti.

Desenli mermer bir zemine sahip.

Mermer Galerisi

Adı üzerinde buradaki zeminler ve duvarlar mermerdir ve sıva kabartmalarıyla iç içe geçmiştir.

Bu oda aynı zamanda Belvedere’in büyük bir bölümüne nüfuz eden iki temanın bir başka örneği olarak da hizmet ediyor: Askeri zaferler ve Prens Eugene’in kibri.

Tavanda, söz konusu Prens’in bir melek tarafından defne çelengi aldığı kabartması yer alırken, barışın bir tezahürü kıskançlığı ve nefreti uzaklaştırıyor.

Altın Oda (Altın Dolap)

Maria Teresa bu odayı aynalar ve porselenlerle süsleyip altın bir dolaba dönüştürdü. Süslemelerin çoğu Prens Eugene’nin şehir sarayından alınmıştır. Altın Dolap 1765’ten beri orijinal haliyle sergileniyor.

Başlangıçta bir sohbet odası olan Altın Oda, daha sonra altın duvarlar, dev aynalar ve grotesk boyalarla dekore edilmiş.

Değişiklikler, Eugene’nin varisinin sarayı İmparatoriçe Maria Teresa’ya satmasından sonra gerçekleşmiştir.

Karşılıklı aynaların önünde durup şıkır şıkır odanın içinde selfie’mizi çektik.

Limonluk (Orangery)

Burada geçici sergiler düzenleniyor.

Gustav Klimt, Egon Schiele ve Oskar Kokoschka’nın başyapıtlarını görmek mümkün.

Büyükanne ile öğleden sonra (Nachmittag Groβmutter)

Dr. Hugo Koller (Egon Schiele)

Broncai Koller-Pinell’in kendi portresi (Broncai Koller-Pinell)

Saray Ahırları 

Bu bina, bir zamanlar Prens’in atlarına ev sahipliği yaptığı için adını orijinal kullanımından almaktadır.

Orangery’ye bağlı eski kraliyet ahırları olan Prunkstall’da dini sahneler, sunak parçaları ve heykeller dahil olmak üzere 150 parçalık Avusturya Orta çağ sanatı koleksiyonuna ait eserler bulunur.

Cafe Sacher

(Sacher; yoğun çikolatalı bir kek)

Bu kafe, Sacher-Torte olarak bilinen ünlü pastanın evidir. Orijinal pasta, 1832 yılında Prens Metternich’in özel bir gün için tatlı istemesi üzerine hazırlandı.

Şef o sırada hastaydı, bu yüzden işi 16 yaşındaki çırağı Franz Sacher’e devretti. Sonuçta ünü yıllar boyunca sürecek, Viyana’nın favorisi haline gelen lezzetli bir pasta doğdu. Ee tatmasak olmaz.

Kafenin içi de çok güzel. İki kat arasından avizeyi geçirmişler.

3. Hofburg Sarayı

Barok ve Neo-Klasik mimari tarzındaki saray; tarihi eski şehirde bulunur ve Habsburg hanedanının ana ikametgâhı olan bir imparatorluk sarayıdır. 1275 yılında inşa edilmiştir.

Hofburg; sadece bir saray değil, yüzyıllar boyunca inşa edilmiş çok sayıda süslü ve gösterişli bina, müze ve park içeren bir komplekstir.

Neueburg’da; Etnoğrafya ve Arkeoloji Müzesi, Papirus Müzesi bulunuyor.

Şehri gezerken kompleksin içinden geçiliyor.

4. Kale Parkı (Burggarten) (Saray Bahçesi)

Hofburg Sarayı’nın Neueburg kanadının arka tarafının tamamını Kale Parkı kaplamaktadır.

Park; 1200’lerden 1500’lere kadar Viyana’nın Orta çağdan kalma kale surlarını çevreleyen geniş koruyucu hendeklerin bir parçasıdır.

17. yüzyılda Osmanlı tehlikesi ortadan kalkınca şehir surunun bu batı kısmı bir tampon bölge oldu. Yanındaki Hofburg Kalesi de yavaş yavaş genişleyen, çok kanatlı bir saraya dönüştü.

1710 yılına gelindiğinde bu bölge genişleyerek Kış Binicilik Okulu ve Milli Kütüphane inşa edilmiş.

Hofburg Sarayı’nın Neueburg kanadı 1881-1913 yılları arasında inşa edilmiş ve 1918’de monarşinin ortadan kalkışı ile Kale Parkı neredeyse bir gecede halka açık bir park haline gelmiş.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra Viyana’nın dört bir yanından Kale Park’a, 1770’de yapılmış Herkül heykeli de dahil olmak üzere çok sayıda heykel getirilmiş.

Bunlardan biri 1896’da yapılan ve daha önce yakınlardaki Albertina Meydanı’nda duran beyaz renkli Mozart Heykeli.

5. Palmiye Ağacı Evi (Palmenhaus)

İmparator I. Franz Joseph, 1823 yılında sarayın arkasındaki özel Kale Parkı’nı yenilerken, kraliyet bahçesinin kuzeydoğu ucuna Palmiye Evi adı verilen iki kanatlı devasa bir sera inşa ettirdi. Bu büyük sera, Viyana’nın Orta çağdan kalma şehir surlarının 1200 yılına ait bir bölümünün temelinin üzerine inşa edilmişti. Palmiye Evi’nde, Avusturya’nın en soğuk günlerinde bile tonlarca tropikal bitki ve palmiye ağacı  yetiştirebiliyordu ve bu kraliyet ailesi için büyük bir lükstü.

Burası 1902 yılında daha da genişletildi ve Art Nouveau tarzında şimdiki haliyle yeniden şekillendirildi.

Günümüzde burada var olan restoranda kışın palmiye ağaçları altında yemek yenilebiliyormuş.

6. Kelebek Evi

Palmenhaus Restoranı’nın kuzey ucunda bir bölümde Kelebek Evi bulunuyor.

Buradan Neueburg’un öteki tarafına geçmeden, sarayın doğusunda kalan birkaç yeri gezeceğiz.

7. Albertina Müzesi

Helmut Zilk Meydanı’nda 19. yüzyıldan kalma bir Habsburg Sarayı müzesidir. Bu nedenle Hofburg Sarayı’na yakındır.

Palmiye evi gibi şehir kalesinin erken Orta çağ duvar bölümünün bir kısmı üzerine inşa edilmiştir.

Müzenin terasında Avusturya Arşidükü Albert’in 1899’da açılışı yapılan bronz atlı heykeli bulunur.

Nesiller boyunca Dük Albert’in ailesi villanın sahibi oldu ve villa, arka tarafına komşu Augustiner Manastırı’nın bazı bölümlerine kadar genişletildi.

1327’de inşa edilen ve yapıldığında tüm blok boyunca uzanan manastır kompleksinden, Albertina Konağı’nın genişletilmesi nedeniyle kurtulan tek parça tarihi Augustiner Kilisesi’dir.

Kilise, 1810’da Marie Louise ile Napolyon Bonapart’ın düğünleri de dahil olmak üzere, Habsburg imparatorluk düğünlerinin çoğunun mekanı olarak ünlüdür.

Albertina Müzesi; eski baskılar, Rembrandt, Monet ve Picasso gibi sanatçıların 20. yüzyıl sanat eserlerinden oluşan geniş koleksiyonu ile paha biçilmez sanat eserlerine ev sahipliği yapar.

En değerli parçalardan biri Albrect Dürer’in 1502 tarihli Genç Tavşan’ı da içeren eserleridir.

Albertina’ya çıkan merdivenler

Müzenin çok güzel bir teras alanı bulunmaktadır. Buradan, Albertina meydanı, Helmut Zilk Meydanı, Viyana Opera Binası ve çevredeki diğer eski binaların oldukça etkileyici manzarası seyredilir.

8. Viyana Devlet Operası

1861-1869 yılları arasında 8 yıllık bir süre içinde Neo-Rönesans tarzında inşa edilen bina birçok ünlü operalara ev sahipliği yapıyor.

Burası aynı zamanda hem Viyana Filarmoni Orkestrası’nın hem de Viyana Devlet Balesi’nin evidir.

Viyana Devlet Operası, II. Dünya Savaşı sırasında Amerikan bombardımanından hasar almış, ancak daha sonra restore edilerek 1955’te yeniden açılmış.

Mükemmel akustiği ve 2 binden fazla kişilik oturma kapasitesi mevcuttur. Her yıl üç yüzden fazla performans sergileniyor.

9. Helmut Zilk Meydanı

Meydanın etrafında Albertina Müzesi, Viyana Devlet Opera Binası, Cafe Mozart ve daha birçok güzel ve ünlü mekân bulunur.

Meydanda, Viyana’daki Nazi işgalinin tarihine değinen ve savaşın her türlüsüne karşı çıkan “Savaşa ve Faşizme Karşı Anıt” da dahil olmak üzere pek çok heykel bulunuyor.

Bölünmüş beyaz taştan yapılmış anıta Şiddet Kapıları adı veriliyor ve bir toplama kampının kapılarını simgeliyor.

Başı taştan olan heykel Orpheus’a ait ve faşizmin yükselişini görmezden gelmenin tehlikelerini hatırlatıyor.

Yerde kambur duran figür, sokaktaki Nazi karşıtı propagandayı temizlemeye zorlanan bir Yahudi.

Bu anıtın burada bulunmasının iyi bir nedeni var, çünkü burası bir zamanlar II. Dünya Savaşı sırasında bombaların çarptığı ve yüzlerce masum insanı gömdüğü yer.

 

10. Avusturya Milli Kütüphanesi

İmparator Charles ve İmparatoriçe Maria Teresa tarafından 1720-23 yılları arasında inşa edilen Avusturya Milli Kütüphanesi,  Barok tarzı ile dünyanın en güzel kütüphanelerinden biri. (Kütüphane değil ama burası gibi güzel olan bir kitapçı biliyorum. Harry Potter’a ilham kaynağı olduğu rivayet edilen Porto’daki Livraria Lello)

Binanın çatı süslemesinde altın küreyi taşıyan Atlas’ın heykeli var.

Kütüphanenin içi muhteşem. Freskler, tablolar ve heykellerle süslenmiş.

Kütüphanenin mermer detayları ve tavan resimleri döneminin herhangi bir binası için en iyiler arasında yer alıyor.

Resimler o kadar detaylı ki, kütüphane açıldıktan sonra tamamlanması fazladan 7 yıl almış.

Habsburg Hanedanlığı, 1300’lü yılların başlarında özel bir kütüphane koleksiyonuna sahip olan bir hanedandı.

Prens Eugen 1736’da öldüğünde sarayındaki kitaplar Avusturya Arşidükü tarafından satın alındı ve bu koleksiyon Milli Kütüphane’nin çekirdeğini oluşturdu.

Sahneler, Habsburg yöneticilerinin erdemlerinin yanı sıra bölgelerinin tasvirlerini de gösteriyor.

Kütüphane tarafından yürütülen en popüler sergilerden ikisi; Papirüs ve Küre Müzeleridir.

11. Joseph Meydanı

Milli Kütüphane önündeki bu meydanda İmparator II. Joseph’in 1795’ten kalma, Roma kıyafeti giymiş atlı heykeli bulunur.

Atlı heykel aslında Roma, Capitoline Tepesi’nde bulunan Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un antik  heykelinin bir versiyonudur.

Buradaki bağlantı önemlidir. Habsburglar her zaman Romalı liderlerle bir kan bağına sahip olduklarını iddia etmişlerdir.

Viyan’ya gelmişken bu akşam bir klasik müzik konserine gitmek istiyoruz.

Yakınlarda bir yerden akşam için bilet alıyoruz. Konser; Milli Kütüphane’nin bir salonunda olacak.

Akşam yemeği için ilerlerken Cafe/Hotel Sacher’in önünde Arnold Schwarzenegger’i görüyoruz. Sanırım çevre ile ilgili bir toplantıya gelmiş.

Klasik Müzik Konseri (Viyana Milli Kütüphanesi)

İki bölümden oluşuyordu ve harikaydı.

Viyana’da 2. Gün 

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugün Hofburg Sarayı’nın hemen etrafında dolaşıp, batı, kuzey ve doğusundaki yerleri göreceğiz.

12. Müze Quartier (Müzeler Bölgesi)

Otelimizin karşısındaydı.

Müze bölgesi; 12 müzeden oluşmuştur. Müzeden ziyade sergi salonları bulunuyor.

Egon Schiele ve Gustav Klimt’in en önemli eserleri bulunuyormuş.

Gezme fırsatımız olmadı.

19. yüzyılın sonları, mimarlar ve planlamacıların şehir surlarının kaldırılmasıyla boşalan alanı doldurduğu Viyana’da büyük inşaat çalışmalarının yapıldığı bir dönemdi.

Sanat Tarihi ve Doğa Tarihi müzelerinin bulunduğu bölge, kalkınmanın odak noktalarından birini oluşturuyordu. Bu iki bina, merkezindeki dev anıtla dikkat çeken Maria Teresa Meydanı’nın her iki yanında karşılıklı duruyorlar.

13. Viyana Sanat Tarihi Müzesi

Viyana’da tercih edilecek ilk müzedir. (Giriş 21 euro.)

Dekorasyon ve güzel sanatlar ile ilgili dünyaca ünlü bir müzedir.

1891 yılında Avusturya- Macaristan imparatoru 1. Franz Joseph tarafından açılmıştır.

İmparator 1. Franz Joseph’in Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nin, Habsburg hanedanlığının şerefine yaraşır şekilde gösterişli olmasını istediği bilinmektedir.

İki adet simetrik binanın yan yana olmasıyla meydana gelen Viyana Sanat Tarihi Müzesi, Yeni Rönesans cepheleriyle dikdörtgen bir şekle sahiptir. Büyük kemerli pencerelerle kaplı kumtaşı ve 60 metre yüksekliğinde sekizgen kubbesi vardır.

Müzenin içi mermer, alçı süslemeler, altın varak ve duvar resimleri ile dekore edilmiştir.

Müze, Orta çağdan günümüze kadar çeşitli tarihi dönemlere ait geniş bir sanat ve eser koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde pek çok ünlü sanat eseri yer almaktadır.

Müzedeki başlıca koleksiyonlar arasında Mısır ve Yakın Doğu Koleksiyonu, Antik Yunan ve Roman Koleksiyonu, Madeni Paralar Koleksiyonu, Dekoratif Sanat Koleksiyonu ve Kütüphane yer almaktadır.

Müzenin, Kahire dışındaki en büyük Mısır eserleri koleksiyonuna sahip olduğu söyleniyor.

Müzede bir de kafe var.

Müzenin iç balkonlarından kafenin görünümü.

Ünlü ressamların birçok eserini de bu müzede görmek mümkün. Bunlardan bazıları; Gustav Klimt, Ernst Klimt, Franz Matsch ve Hans Makart’tır.

Rembrandt (Kendi portresi, 1652)

Jacob Jordaens (Kral İçiyor, 1640)

Albrecht Dürer (Üçlü Birliğe Hayranlık, 1511)

Pieter Brueghel (Babil Kulesi)

Rubens (Venüs Bayramı)

Büyüleyici bir müzeydi. İçeride 2 saatten fazla kalmışız. Tabii ki çok daha fazlasını hak ediyor.

Müzeden çıkınca karşısında yer alan Doğa Tarihi Müzesi.

14. Marie Terasa Anıtı

Habsburg İmparatorluğu’nun ilk ve tek kadın hükümdarına yani Kutsal Roma İmparatoriçesi Maria Teresa’ya adanmış bu görkemli meydanı heykeller, çeşmeler, bahçeler ve müzeler süslüyor.

İmparatoriçe Teresa Habsburg topraklarını oldukça istikrarsız bir konumda miras almış ve birçok başarıya imza atmıştır.

1890 yılında tamamlanan meydanın ortasında Maria Teresa anıtı bulunuyor. Maria Teresa, anıtın tepesindeki tahtta, elini uzatmış şekilde oturuyor.

Onun altında askeri komutanları taşıyan dört atlı bulunuyor.

Devasa kaidenin dört tarafında sırasıyla danışmanlarını, yönetimini, orduyu, sanat ve bilimi temsil eden kişi grupları yer alıyor.

Gluck, Mozart ve Haydn bu ünlü isimlerden birkaçı. Haydn’ın eli küçük bir çocuğun yani Mozart’ın sağ omzunda duruyor. İki bestecinin arasında 24 yaş farkı olmasına rağmen karşılıklı saygıya dayalı bir dostluğa sahiptiler.

Bugün Hofburg Sarayı’nın Kahramanlar Parkı kısmından başlayarak ilerleyeceğiz. Bunun için müzelerin önündeki caddeden karşıya geçmemiz yeterli.

15. Kahramanlar Meydanı (Heldenplatz)

Bu halka açık meydan Hofburg Sarayı’nın kuzeybatı tarafında yer alıyor. Buraya, 1800’lü yıllardan kalma bir şehir kapısı olan Burgot’tan da girilebiliyor.

Meydanda iki atlı heykel var: Biri Avusturya Arşidükü Charles’a, diğeri ise Savoy Prensi Eugene’e ait.

Burada yaşanan en kötü olay, Adolf Hitler’in 15 Mart 1938’de Viyana’nın Nazi Almanyası’na ilhak edildiğini duyurmasıydı.

16. Parlamento Binası

Bina 1883’te tamamlandı. Yunan tarzındaki yapının mimarı Hansen, binanın tamamlanmasının ardından İmparator Franz Joseph tarafından Baron ünvanı ile onurlandırıldı.

17. Belediye Binası ve Meydanı

Belediye Binası; Avrupa’nın en güzel resmi binalarındandır. 1872-1883 yıllarında Neo-Gotik tarzda inşa edilmiştir.

Sağında Viyana Üniversitesi, solunda Parlamento Binası bulunur.

Önünde, heykeller, ağaçlar ve çeşmelerle dolu genişçe bir park bulunur. Film festivalleri, yaz pazarları gibi birçok etkinliğin mekanıdır.

Noel Pazarı kurulur.

18. Burg Tiyatrosu (Burgtheater)

Burg Tiyatrosu, Avusturyalılar’ın Viyana’daki ulusal tiyatrosudur. Yerel halk tarafından “Burg” olarak da anılan tiyatro Rönesans mimarisinin önemli örneklerindendir. Sadece Almanca konuşulan dünyanın en büyük tiyatrosu değil, aynı zamanda Avrupa’nın en eskilerindendir.

19. Ferstel Pasajı (Freyung Geçidi)

Burg Tiyatrosunun doğusunda ve 600 metre mesafededir.

1856-1860 yılları arasında Avusturyalı mimar Heinrich von Ferstel tarafından inşa edilen tarihi lüks bir alışveriş pasajıdır.

Muhteşem tonozlu tavanlara sahip bu mermer zeminli geçidin her iki yanında lüks, zevkli mağaza ve restoranlar bulunuyor.

Cafe Central

Ferstel Pasajı’nın çıkışında kapısı olan ünlü kafelerden biri.

Thonet sandalye ve mermer yüzeyli masaları, sütunlarla desteklenmiş yüksek tavanları ve mekânın ortasına yerleştirilmiş piyanosu ile şehrin ünlü bu kafesi edebiyatçıların da uğrak yeri olmuş.

Viyana’daki Türk dostlarımızla, bizi davet ettikleri Cafe Schwarzenberg’te buluşuyoruz. Kahve içip, şehrin güzel pastalarından yiyip biraz muhabbet ediyoruz. Bize yeni açılan Viyana Müzesi’ni tavsiye ediyorlar. Cafe Schwarzenberg’e yakın olduğu için burayı da geziyoruz. (Çünkü ringi tamamlamak için yeterince vaktimiz var).

20. Viyana Müzesi (Wien Museum)

Müze; Viyana’nın olağanüstü sanat eserleri ve tarihi eser koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Simgesel binası 1950’lerde inşa edilmiş ve büyük bir yenileme ve genişlemenin ardından 6 Aralık 2023’te yeniden açılmış.

Giriş ücretsiz.

Müzenin daimi sergisi “Viyana. Benim Tarihim” şehrin ilk yerleşiminden günümüze  kronolojik bir turunu sunuyor.

 

Modern tuvaletler İngiltere’de ortaya çıkmış. Evden geçen su tesisatlarını açıklamak için Water Closets; Su dolapları demişler. WC oradan geliyormuş. Bu yeni cihazlar Avusturya’ya geldiğinde süper zenginlerin ayrıcalığı imiş. Ancak 1870’lerde orta sınıfın evine girebilmiş. Bu klozet Gmunden’de bir müzeden ödünç alınmış.

Aziz Stephen Katedrali’nin 6 metrelik modeli.

Martin van Meytens (Maria Teresa’nın Portresi)

Viyana Müzesi’nde en üst katta geçici sergiler, atölye stüdyolarında ve etkinlik merkezlerinde her yaşa uygun çok sayıda program bulunuyor.

En etkileyici yanlarından biri Viyana şehir merkezinin muhteşem manzarasına sahip bir terasının bulunması.

21. Karl Kilisesi

Kilise, şehrin en ünlü simge yapılarından biridir.

Viyana Müzesi’nin terasından kiliseyi seyrediyor ve fotoğraflıyoruz. Etkileyici büyük bir cepheye sahip.

18. yüzyılın başlarında inşa edilmiş. Barok ve klasik tarzda bir mimariye sahip.

İçerisinde güzel freskleri de bulunuyormuş.

Tarihi mimarinin yaratıcısı olan yaşlı Fischer von Erlach, çok çeşitli unsurları birleştirmiş.

Ortadaki sundurmaya açılan cephe, bir Yunan tapınağı revakı modelindedir.

Lorenzo Mattielli tarafından yapılan komşu iki sütundan biri ise Roma’daki Trajan Sütunu modelindedir.

Besteci Antonio Vivaldi 1741’de Viyana’da ölmüştür. Kilise onun onuruna düzenli olarak Vivaldi konserlerine ev sahipliği yapıyor.

Kilisede, asansörle yukarıya çıkıp tavandaki güzel freskleri yakından görebileceğiniz bir izleme platformu da bulunuyormuş. Ayrıca balkona çıkıp çevredeki güzel manzara da seyredilebiliyormuş.

22. Aziz Stephen Katedrali

Hofburg Sarayı’nın etrafında yaya olarak bir daire çizerek niyahetinde meşhur kiliseye geldik.

Şehirdeki en önemli dini yapı olan kilise Viyana’nın Roma Katolik Başpiskoposluğu’dur.

12. yüzyılda inşa edilmiş dünyanın en büyük 4. Gotik kilisesi olan Aziz Stephan Katedrali şehrin en önemli simge yapılarından biridir.

Katedral, dış kısmı grift oymalar, heykeller ve dekoratif unsurlarla süslenmişken, iç kısmı etkileyici freskler, tablolar, vitraylar ve diğer sanat eserleriyle doludur.

Çatı kiremitleri sanatsal özelliktedir.

 

Burası birçok tarihi anın mekanı olmuştur. Ancak en dikkate değer olaylardan biri, ünlü besteci Ludwig van Beethoven’ın kilisenin çan kulesinden kuşlar uçarken sağır olduğunu keşfetmesiymiş.

Kilisenin yanı sıra, burası aynı zamanda Savoy Prensi Eugene ve İmparator III. Frederick’in mezarları da dahil olmak üzere mezarların, yer altı mezarlarının ve kriptaların da bulunduğu yerdir.

Katedralin Kuzey veya Güney Kulesi’nin tepesine çıkıp tarihi şehir merkezinin manzarası seyredilebilir.

23. Stephan Meydanı

Aziz Stephen Katedrali’nin önündeki meydandır. Birçok güzel bina bulunuyor.

Bunlardan biri 1990 yılında Hans Hollein tarafından postmodern mimari tarzda inşa edilmiş eşsiz bir ev olan Haas Huistir. Bina, eski Roma kampı Vindobona’nın güney köşesinde yer aldığından, eskiyi yeniyle harmanlamak için tasarlanmış.

1990 yılında Haas Evi’nin inşaatı sırasında, bazı antik Roma duvar kalıntılarına demirlenerek inşa edilmiş olması çok tartışılmış.

Tasarımın ardındaki anlayış; Roma duvarının izini sürmek ve Viyana’nın en büyük kilisesinin ayna görüntüsünü elde etmekti.

Haas House’un en üst katındaki kahvehaneden Aziz Stephan Kilisesi’nin en iyi manzarası görülebilir.

24. Demir Asa (Stock im Eisen) Meydanı ve Demir Asa

Antik çağda bir Roma mezarlığı olan meydan, adını Palais Equitable’ın köşesinde camla kaplı tarihi çivi ağacından almaktadır. Ağaç 1400’lü yıllara aittir. Yüzyıllar boyunca iyi şans ve uğur getirmesi için ona çivi çakan gezginler tarafından kullanılmıştır.

25. Mozart’ın Viyana Daireleri

Mozart’ın yaşamının büyük bir kısmı memleketi Salzburg’da geçmiştir. Ancak Viyana’yla da yakın bağları vardır. Bağlar; İmparatoriçe Maria Teresa’nın çocukken Schönbrunn Sarayı’na konser vermesi için genç dâhiyi getirmesiyle başlamış.

26. Graben Caddesi

Demir Asa Meydanı’na açılan bir caddedir. Geçmişi 12. yüzyıla kadar uzanan tarihi cadde şehrin ana caddesidir. Geçmiş yüzyıllarda hem pazar yeri hem de festival alaylarının yapıldığı yer olarak kullanılmış.

27. Veba Sütunu (Üçlü Birlik Sütunu, Peşte Sütunu)

Graben caddesi üzerindedir.

1679’da meydana gelen büyük Viyana Vebası’nın kurbanlarını anmak için inşa edilmiş.

Barok tarzdaki sütunun üst kısmı çok sayıda melek, süs eşyaları ve dini bir figür tarafından tutulan belirgin bir haç içeriyor.

Verilen mesaj; vebanın, günahın cezası olduğu ve I. Leopold’un dindarlığı ve çalışmaları sayesinde durdurulduğudur.

Evet gezimiz burada sonlanıyor. Yakınlarda şinitzelimizi yedik.

Graben caddesi üzerinde Cafe l’europa’da bir şeyler içtik. Otelimize döndük.

Ertesi gün dönüş yolundayız.

28. Hundertwasswer Evleri

Tasarımı Avusturyalı sanatçı Hundertwasser tarafından 1983-85 yılında yapılmış 52 daireli bir apartman. Özelliği; binanın hiçbir yerinde düz öğe kullanılmamış olması. Ekspresyonist mimarın amacı doğanın düz ve mükemmel olmadığını vurgulamakmış.

Daha önceki gelişimizde gezdiğimiz için bu sefer uğramadık.

2 tam gün boyunca 27 yer gezdik. Gözünüzü korkutmasın. Zaten çoğu birbirine yakın yerler.

Yeni keşiflerde buluşmak üzere hoşça kalın.