Münih

Bu sene Kurban Bayramı tatilinde (15-22 Haziran 2024) eşimle Münih, Salzburg ve Viyana seyahati planladık.

İlk olarak 15-16 Haziran cumartesi-pazar günü Münih’i gezdik.

Münih hakkında kısa kısa

Gelenek ile modernizmin bir araya geldiği Münih, Bavyera’nın başkenti ve Oktoberfest’in anavatanıdır.

II. Dünya Savaşı’nda şehrin yarısından fazlası yıkılmış. Yıkılan bu binaların yerine Münih; aslına uygun bir şekilde şehrin tarihi dokusu korunarak yeniden inşa edilmiş. Şehir son derece estetik ve Gotik mimari örnekleri ile dolu büyüleyici binalara, sokaklara sahip. Teknolojinin yoğun olduğu bir şehir olmasının yanı sıra tarihi de içine alan, sanatla yoğrulmuş, yeşillikler içinde eşsiz bir şehir.

Münih “Octoberfest” ile de tanıyor. Ancak bilinenin aksine aslında bira festivali olarak başlamamış.

Bavyera Veliaht Prensi Ludwig ve eşi Saksonya-Hildburghausen Prensesi Therese’nin evliliklerinin yıl dönümü kutlaması ile başlamış. Yeni çift 1810’da evlenince, kraliyet ailesi bunu bira olmadan halka açık bir parti ile kutlamış.

Her sene kutlamalarda at yarışları yapılırmış. Yaklaşık 10 yıl sonra bira satıcıları olaya dahil olmuş.

Ayrıca festival Eylül ayında başlıyor.

Münih, genel olarak Almanya’nın diğer büyük şehirlerine kıyasla biraz daha pahalı bir şehir.

Almanya denilince aklımıza gelen geleneksel kıyafetler giymiş, birayı ve bretzeli çok seven Almanlar; aslında Bavyera’yı temsil ediyor. Münih, gerçek Bavyera’yı deneyimlemek için harika bir mekândır.

Münih’te 1. Gün Gezdiğimiz Yerler:

1. Marien Meydanı (Marienplatz)

Sanatsal mimariye sahip binaların bulunduğu, Münih’in kent meydanıdır.

Meydanın ortasında, meydana adını veren Meryem Sütunu da yer alıyor. Anıt, 1638 yılında İsveç işgalinin sona ermesini kutlamak için dikilmiş.

Meydan zamanında suçluların asıldığı yer olarak da kullanılmış.

Meydanda bir kutlamaya denk geliyoruz. Ellerinde biraları ile geleneksel kıyafetlerini giymiş erkekler dikkatimizi çekiyor. Ben onların fotoğrafını çekmek isterken onlar beni de fotoğrafa dahil ediyorlar.

Art arda atlı bira arabaları geçiyor.

Marienplatz’ın kuzey tarafında Yeni Belediye Binası (Neues Rathaus), doğu tarafında Eski Belediye Binası (Altes Rathaus) ve güneyinde Aziz Petrus Kilisesi bulunuyor.

Noel’e üç hafta kala Marienplatz’ta kurulan ünlü Münih Noel Pazarı’nın çok güzel olduğu söyleniyor. İnşallah o zaman da geliriz 🙂

2. Yeni Belediye Binası (Neues Rathaus)

Bazıları halka açık 400 odası bulunan Yeni Belediye Binasının yapımı 1905’te tamamlanmış.

Belediye binasının Glockenspiel kulesinde (Saat Kulesi) yapılan gösteri turistlerin ilgi odağı. Burada eski folklorik hikayeler anlatmak için dans eden heykelcikler var. Dansları; bir kraliyet düğününü, bir mızrak dövüşü turnuvasını veya geleneksel bir dansı gösteriyormuş.

Meydanın karşısında bir çatı katında, Yeni Belediye Binası ve Frauen Kilisesi’nin harika manzarasına sahip Cafe Glockenspiel’e gittik. Belediye Binası’ndaki bu güzel gösteri biz oradayken başladı ve yukarıdan seyretme fırsatımız oldu.

Belediye Binası’nın kulesinden şehrin manzarasını seyretmek de mümkün. Yukarıya asansör ile çıkılabiliyor. Binaya giriş için gişeden bilet alınıyor.

3. Eski Belediye Binası (Altes Rathaus)

14. yüzyıldan kalma Gotik bir belediye binasıdır.

Günümüzde kulesinde “Oyuncak Müzesi” bulunuyor.

4. Aziz Peter Kilisesi

Münih’in en eski kilisesi olarak kabul edilen Aziz Peter Kilisesi aynı zamanda şehrin en önemli simge yapılarından biri. 1158 yılında yapılmış.

1327 yılında büyük yangında kule hariç kilisenin her yeri yanmış ve kilisenin yerine yenisi Gotik bir tarzda yapılmış.

17. yüzyılda Rönesans tarzına göre tek külahlı bir kule yapılmış fakat burası 2. Dünya Savaşında bombalanmış ve ciddi zarar görmüş.

Kilisenin 91 metrelik kulesi “Alter Peter” (Eski Peter) olarak biliniyor. Kilisenin kulesine merdivenlerle çıkarak yine nefis Marienplatz manzarası seyredilebilir.

5. Frauen Kilisesi (Kadınlar Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi) 

Bina, zengin Gotik süslemeler ile sade bir şekilde tasarlanmış.

Üç nefli katedralin 99 metre yüksekliğinde iki kulesi bulunuyor. Bu kulelerden de şehir manzarası seyredilebilir.

Şehirde kanunen hiçbir yeni binanın bu harika siluete sahip katedralin manzarasını engellemesine izin verilmiyormuş.

Vitraylar oldukça modern gözüküyordu.

1622’de ölen Bavyera İmparatoru Ludwig’in mezarı.

1945’te bombalandıktan sonra restore edilen kilise, efsanevi “Şeytan’ın Ayak İzi” ile ünlüdür.

Eski bir efsaneye göre mimar Halsbach, böylesi büyük bir kiliseyi yapmak için şeytandan destek istemiş. Bunun için kilisenin penceresi olmaması koşulunu kabul etmiş. Ama pencere yapmış ve girişte görünmemesi için onları görüşten kapatacak sütunlar tasarlamış. Kilise tamamlanınca şeytan kiliseye gelmiş. Girişte durmuş ve pencereleri göremeyince kahkaha atarak ayağını yere vurmuş. İz böylelikle oluşmuş. Ancak birkaç adım atınca pencereleri görmüş  ve kandırıldığını anlamış. Bir görüşe göre ayak izi sinirlenince yere vurması ile oluşmuş. Onun soğuk esintisinin bugün hâlâ orada hissedilebileceği düşünülüyor.

6. Pazar Yeri (Viktualienmarkt)

Marienplatz’a çok yakın şehrin en popüler pazar yeri. Burası pek çok taze şarküteri ürününün yanı sıra biblolar ve çiçeklerin de satıldığı bir çiftçi pazarı. Hediyelik eşya satıcıları da bulunuyor.

Münih’e özgü yiyecekleri burada bulmak mümkün. Oturup yemek yenebilecek mekanlar da mevcut.

Meydan aynı zamanda çeşitli sanatçıların yaptığı heykellerle donatılmış. Ünlü aktör ve şarkıcıların heykelleri bulunuyor. Alman halk şarkıcısı Roider Jackl’in heykeli.

Rischart Cafe

Pazarın karşısında iki katlı Rischart Cafe de bulunuyor. Pazarın hareketliliğini buradan seyretmek de oldukça cazip.

Yolda bir bando takımına denk geliyoruz. Yine bir şenliği yakaladık.

7. Hofbrauhaus Restoran

Dünyanın en ünlü birahanesi olarak Münih’te gezilecek yerler listesine girmeye hak kazanmış.

Birasının yanı sıra geleneksel Bavyera yemekleri ile de ünlüymüş.

İçerisi müthiş kalabalık.

Tarihi 16. yüzyıla dayanan Neo-Rönesans tarzına sahip bu ünlü Bavyera restoranında müzik yapan mini bir orkestra da bulunuyor.

Restoranda geleneksel kostümlü garsonlar tarafından hizmet veriliyor.

Buradan Maximilian Caddesine geçiyoruz. 19. yüzyılda yapılan cadde adını yaptırıcısı olan Kral II. Maximilian’dan almış. Şehrin 4 önemli bulvarından biri Maximilian ünlü markaların bulunduğu bir alışveriş caddesi aynı zamanda.

8. Max-Joseph-Platz

Maximilian caddesi üzerinde adını yine kraldan alan meydan.

Meydanın ortasında Bavyera’nın ilk kralı I. Maximilian Joseph’in bronz heykeli var. Roma tarzı bir sandalyede oturan kralı Roma kıyafetiyle gösteriyor.

Heykel, kabartmalarla süslenmiş bir kaide üzerine yerleştirilmiş. Kralın hemen altında, bilim, din ve sanat, tarım ve adalet ile 1818’de Bavyera anayasasının oluşturulmasını tasvir eden dört panel var. Kaidenin altında her köşede oturan dört aslan vardır.

Meydanın doğu tarafında 1818 yılında açılan Münih Ulusal Tiyatrosu, kuzey tarafında ise Münih Residence’ın Kraliyet Binaları bulunuyor.

9. Ulusal Tiyatro

I. Maximilian tarafından 1811-1818 yıllarında yaptırılmış.

Başına gelmeyen kalmamış binanın.

Karl von Fischer tarafından tasarlanan bina için, aynı yıl açılışı yapılan Paris’teki Odeon binası örnek alındı. İnşaatı 1811’de başladı. Ancak 1813’te finansman sorunları nedeniyle kesintiye uğradı. 1817 yılında tamamlanmamış binada yangın çıktı. 1818’de tekrar açıldı. 1823’te başka bir yangınla yok oldu.

Leo von Klenze tarafından tasarlanan ikinci tiyatronun portikosu ve üçgen alınlığı Neo-Grek özellikler taşıyordu. İlaveten girişinde Korint sütunlar bulunuyordu. Sahne genişletilmişti.

Tiyatro binası 1943’te müttefiklerin hava saldırısı sırasında yıkıldı.

Üçüncü ve mevcut tiyatro (1958-1963) yılında inşa edildi. Biraz daha büyüdü ve 2.100 koltuk kapasiteli oldu. Binada Karl von Fischer’in orijinal neo-klasik tasarımı  yeniden yaratıldı.

Tiyatro dünyanın 3. büyük sahnesine sahip.

Bizim içine girme fırsatımız olmadı.

10. Residenz Sarayı ve Müzesi

1385’te şehrin kuzeydoğu köşesinde bir kale olarak başlayan yapı, yüzyıllar boyunca hükümdarlar tarafından muhteşem bir saraya dönüştürülmüş. Binalar ve bahçeler giderek şehrin içlerine kadar uzanmış.

1508’den 1918’e kadar Bavyera düklerinin, elektörlerin ve krallarının hükümet merkezi ve ikametgâhı olarak hizmet etmiş.

Residenz Sarayı’nın güney bölümü, 1826-1835 yılları arasında Leo von Klenze tarafından, Kral I. Ludwig’in isteği üzerine, Floransa’daki Palazzo Pitti’den ilham alınarak inşa edildi.

Rezidansın büyük bir kısmı II. Dünya Savaşı sırasında yıkıldı ve 1945’ten itibaren yavaş yavaş yeniden inşa edildi.

Almanya’nın en büyük şehir içi sarayıdır.

Münih Saray Müzesi

Münih Rezidansı 1920’den beri müze olarak halka açık ve bugün Avrupa’nın en önemli saray müzelerinden biri.

Görkemli Herkül Salonu, hazinesi ve birçok tarihi odası bulunuyor.

Bina; Bavyera’yı önce dük, 17. yüzyıldan itibaren elektör ve 1806’dan 1918’e kadar kral olarak yöneten Wittelsbach Hanesi’nin yöneticilerini yansıtan bir anıttır.

11. Odeon Meydanı

Max-Joseph Meydanı’ndan sonra gelen meydandır.

Hofgarten’ın köşesinde yer alıyor. Burada şehrin sembolik anıtlarından bazıları bulunuyor.

12. Feldherrnhalle (Saha Polisleri Salonu, Feld Mareşallerin Konağı)

Floransa’daki Loggia dei Lanzi örnek alınarak modellenmiş bir sundurma anıt. Floransa’yı hatırlattığı için burayı çok sevdim.

1841 yılında Bavyera Kralı I. Ludwing tarafından Bavyera Ordusu’nu onurlandırmak için yaptırılmış.

Otuz Yıl Savaşları’nda Bavyera’yı yöneten ve Napolyon’a karşı mücadeleye öncülük eden iki askeri liderin heykelleri konmuş.

Fransa-Prusya Savaşı’ndan sonra 1892’de anıtın merkezine, Fransızlara karşı kazanılan zaferi ve Almanya’nın birleşmesini temsil eden Ferdinand von Miller’in bir heykel grubu eklenmiş.

Aslanlar, 1906 yılında Loggia dei Lanzi’deki Medici aslanlarına gönderme olarak eklenmiş.

13. Theatiner Kilisesi (Tiyatro Kilisesi, St. Kajetan)

Koyu sarı cephesi, heybetli görünümü ile ben buradayım diyen, şehrin en güzel yapılarından biridir ve Odeon Meydanı’na hakimdir.

Bakır çatılı iki kulesi ve 70 metre yüksekliğinde gösterişli kubbesi bulunur.

İçi ise neredeyse tamamen beyazdır ve alçı işçiliği bulunur.

İki kurucu Henriette Adelaide ve Ferdinand Maria ile oğulları Max Emanuel de dahil olmak üzere Wittelsbach Hanesi üyelerinin dinlenme yeridir.

Kilise; saray kilisesi işlevinin yanı sıra, Theatine rahipleri için dini bir kilise olarak da hizmet vermiştir.

Feldherrnhalle gibi kilise de İtalyan tarzında inşa edilmiştir. Bu nedenle Odeon Meydanı’nın güney kısmı genellikle “Münih’teki İtalya’nın bir parçası” olarak anılıyor.

14. Hofgarten

Residans Sarayı’nın arkasında 17. yüzyıldan kalma İtalyan tarzı bir Rönesans bahçesidir.

1807’de Napolyon Bonapart, askerlerine yer açmak için bahçenin bir kısmının yıkılmasını emretmiş.

1815’te Kral I. Ludwig, avlu bahçesini çeşmeler ve heykeller gibi ek özelliklerle restore edip genişletmiş.

Uzun tarihi nedeniyle Hofgarten farklı mimari tarzların bir kombinasyonuna sahiptir.

Avlu bahçesinin ortasında, mitolojiden sahneleri tasvir eden fresklerle süslenmiş sekiz kemerli, avcılık tanrıçası Diana’nın adını taşıyan Diana Köşkü yer alıyor.

Hofgarten’in bir köşesinde müzik ve şiir tanrısı Apollon’a adanmış bir tapınak bulunuyor.

Yaz aylarında, Diana Pavilion’da konserler düzenleniyormuş.

 15. İngiliz Bahçesi

Avrupa’nın en büyük şehir parkları arasında yer alıyor.

1789 yılında Elektör Karl Theodor tarafından yaptırılmış ve Bavyera hükümetine danışmanlık yapan Amerika doğumlu bilim adamı Benjamin Thompson tarafından tasarlanmış.

Parkın ortasında Kleinhesseloher gölü var. İçinde ördekler yüzüyor.

Dinlenmek, eğlenmek ve spor yapmak için ideal bir park.

Seehaus

Burada bulunan Seehaus Bira bahçesi de şehrin en eskisiymiş. Biz de göl kenarındaki bu restoranda oturup yemeğimizi yedik.

Gölün kıyısından bize yanaşıp yemek bekleyen ördekleri biraz besledik.

Biz günün yorgunluğu ile gidemedik ama bahçenin içinde 18. yüzyılda Avrupa’nın oryantal hayranlığının bir izi olarak yapılan Çin Kulesi, bir tepenin üzerinden şehrin mükemmel manzarasını sunan 1838’den kalma Yunan tarzı Monopteros Tapınağı ve 1972 Olimpiyatları için bir ördek göletinin yanında inşa edilen Japon Çay Evi bulunuyormuş.

Yemek sonrası otelimize uğrayıp kısa bir mola verdikten sonra akşam için hazırlanıyoruz.

16. Cafe Zeitgeist

Günün son durağı olan, Türk Caddesi’ndeki Cafe Zeitgeist’e gidiyoruz. Zeitgeist; ortak zaman ruhu demekmiş.

Münih’te 2. Gün Gezdiğimiz Yerler:

Bugün az zamanımız var ve biraz ağırdan alacağız.

Cafe Jasmin

Sabah kahvaltı için Cafe Joon’a gidecektik. Ama yer bulamayınca hepimizin hoşuna giden Cafe Jasmin’de karar kıldık.

1. Nymphenburh Sarayı

(Nymphe; peri demek)

Şehrin kuzey batısında bulunan saray, eski şehre yaklaşık 6 km mesafede.

Nymphenburg, Almanya’nın en büyük ve Avrupa’nın en önemli saraylarından biridir.

Elektör Ferdinand Maria, sarayı uzun zamandır beklenen oğulları Max Emanuel’in doğumu için eşi Savoylu Henriette Adelaide’ye hediye olarak 1664-1679 yıllarında inşa ettirmiş.

Saray; 18. yüzyılda Bavyera Elektörleri ve Kralları için yazlık ikametgâh olarak hizmet vermiş.

Bugün saray parkıyla birlikte şehrin en büyük ikinci yeşil alanıdır.

Başlangıçta Barok bir saray olarak tasarlandı. Rokoko ve neoklasik unsurlar çok daha sonra eklendi.

İki yüzyıl boyunca eklemeler ve değişimler geçiren saray küçük bir kır eviyken özellikle mimar Joseph Effner tarafından üç kanatlı büyük bir komplekse dönüştürüldü.

Resim: Nymphenburg Sarayı'nın planı

1-Taş Salon

Kuzey Daire  2-Kuzey giriş odası  3-Ön oda  4-Yatak odası  5-Yazı dolabı

Kuzey Karl Theodor odaları  6-Max Emanuel’in Büyük Güzellikler Galerisi  7-Arma odası  8-Karl Theodor odası  9-Kuzey Galerisi

Güney Daire 10-Güney giriş odası 11-Ön oda 12-Yatak odası 13-Çin lake dolap  14-Güney Galeri

Güney Karl Theodor odaları 14a+b-Antre ve yazı dolabı

Kraliçenin Dairesi  15-Salon/I. Ludwig’in Güzellikler Galerisi 16-Çalışma odası 17-Nedime odası  18-Küçük Galeri  19-Dinleyici odası 20-Yatak odası

21-Kral II. Maximilian’ın Banyosu

1- Büyük Salon (Taş Salon)

Saray kompleksindeki merkez odadır. Rokoko tarzındadır. Taş Salonun her iki tarafında da prenslere ait oturma ve kabul odaları bulunmaktadır.

Tavan resmi, hükümdarın barışı getirme ve alma görevini simgeleyen Olimpos cennetini tasvir ediyor. Park tarafındaki periler, sarayın adına atıfta bulunarak tanrıça Flora’ya saygılarını sunarlar.

2- Kuzey giriş odası

Odadaki Joseph Vivien’in 1711 tarihli tablosunda Elektör Max Emanuel,  başarılı bir general portresiyle Namur surlarının önünde zırhlı olarak tasvir ediliyor.

Tavandaki resim, 1675 civarındaki ilk inşaat döneminde yapılmıştır. Venedikli sanatçı Antonio Zanchi’ye aittir ve tarım tanrıçası Ceres’i gösterir.

3- Ön oda

Odadaki büyük resim Max Emanuel’in en büyük oğlu Elektör Prensi Karl Albrecht’i maiyetiyle birlikte avlanırken gösteriyor. Küçük portrelerde erkek ve kız kardeşleri görülüyor.

Zarif masa Floransa’daki Medici saray atölyesinden.

6- Max Emanuel’in Büyük Güzellikler Galerisi

Seçmen Max Emanuel’in Büyük Güzellikler Galerisi, XIV. Louis’in sarayında Pierre Gobert tarafından 1715 civarında yapılmış beş kadın portresini gösteriyor.

8- Karl Theodor Odası

Bu odada Aziz George Tarikatı’nın Büyük Üstadı olarak Seçmen Karl Theodor’un yanı sıra onun ilk ve ikinci eşinin de portreleri yer alıyor.

10- Güney Giriş Odası

Burası Elektör Henriette Adelaide’nin dairesine erişimi sağlayan ön odaydı.

Taş Salonun her iki yanındaki iki süitin her odasında, (2 ve 10 nolu odalar) Nymphenburg’un bir kır evi olarak işlevini vurgulayan bir dizi doğa tanrıçasının tavan resmi vardı. Bu odada Antonio Triva’nın yaptığı tavan resmi; su perisi Arethusa’yı gösteriyor.

Tabloda Elektör Karl Albrecht, imparatorluk tacı, küre ve asadan oluşan nişanlarla İmparator VII. Karl olarak gösteriliyor. Aşağıdaki dore oymada Kutsal Roma İmparatorluğu’nun çift kartallı Bavyera arması bulunmaktadır. Diğer tablo, Habsburg prensesi olan eşi Maria Amalia’yi tasvir ediyor.

16- Salon/Kral I. Ludwig’in Güzellikler Galerisi

Günümüzde, Münih Residenz’in Festival Salonu Binası için tasarlanan Kral I. Ludwig’in (hükümdarlığı 1825-1848) Güzellikler Galerisi burada sergileniyor.

Joseph Stieler, kral tarafından, Max Emanuel’in Güzellikler Galerisi’nde (Oda 6) olduğu gibi sadece saraydaki hanımları değil, aynı zamanda toplumun her kesiminden bu ünlü ve güzel kadın dizisini resmetmesi için görevlendirildi.

En çok bilinenleri muhtemelen bir ayakkabıcının kızı olan “Schöne Münchnerin” (Münih’in Güzeli) Helene Sedlmayr (Sağdaki)

ve 1848’de I. Ludwig’in tahttan feragat etmeye zorlandığı devrimin nedeni olan “İspanyol” dansçı Lola Montez’dir. (Sağdaki)

17- Kraliçe’nin çalışma odası

Küçük bir sandalye takımı ve bir çizim masasıyla donatılmış bu oda, daha samimi resepsiyonlar ve Kraliçe Caroline’ın kişisel ilgi alanları için ayrılmıştı.

Paris’ten gelen egzotik değerli ahşaplarla süslenmiş yuvarlak masa, Bavyera kraliyet çiftine hediye edilmiş olabilir. Yaldızlı bronzdan yapılmış firavun büstleri, Napolyon döneminin Mısır tarzını yansıtır. Portreler Caroline ve kocası Kral I. Max Joseph’i gösteriyor.

Caroline, bu zarif odanın kumaşlarını Lyon’daki, ünlü ipek fabrikası olan Pernon’dan sipariş etti. 2020 yılında artık mevcut olmayan ayçiçeği bezemeli ve turuncu-sarı bordürlü mavi ipek şam duvar kaplaması, orijinal desen ve dokumaya göre başarıyla yeniden yaratıldı. Geçişleri olan ayrıntılı perdeler de yeniden yapıldı. Güçlü renkler ve canlı kontrastlar saray İmparatorluğu stilinin tipik özellikleriydi.

19- Kraliçe’nin izleyici odası

Caroline’ın seyirci odasının zarif maun mobilyaları Paris’te yapıldı. Mahkeme törenine uygun olarak duvar boyunca yerleştirilir. Bu mobilyalar çağdaş zevklere karşılık geliyordu. Ancak bu aynı zamanda Napolyon’la olan siyasi ittifakı da yansıtıyordu. Bunun sonucunda Bavyera hem büyüdü hem de önemi arttı.

Evlenmeden önce Baden Prensesi olan Kraliçe Caroline, Max I. Joseph’in ikinci karısıydı Sanatçı olarak eğitim almış bu zeki, kendine güvenen kadın, çevresinin hem rahat hem de temsili olmasını istiyordu.

20- Kraliçenin yatak odası-Kral II. Ludwig’in doğum yeri

Kraliçe Caroline’ın yatak odası hâlâ orijinal mobilyalarını koruyor. Maun mobilyaları 1815 yılında Münih’te yapılmıştır. Yuvarlak girintili nişte çift kişilik yatak bulunmaktadır. Gündüzleri yüksek bir çerçeveye yayılan örtü ile gizleniyordu.

1842’de Bavyera Veliaht Prensi II. Maximilian ve eşi Prusyalı Marie, Nymphenburg Sarayı’na yerleşti. 1845’te Veliaht Prenses, tahtın varisi olan II. Ludwig’i bu odada doğurdu. Çocuğa, aynı gün doğan büyükbabası I. Ludwig’in onuruna Ludwig adı verildi.

Sarayın içini gezdikten sonra arkadaki büyük bahçelere geçiyoruz. Bahçeler tam bir terapi yeri. Bol ağaç, yeşillik, havuzlar, çeşmeler, göletler ve küçük saraylar bulunuyor.

Antik Yunan tanrı ve tanrıça heykelleri bahçelere yerleştirilmiş.

Park Sarayları

Amalienburg

1734-1739 yılında Elektör Karl Albrecht, İmparator I. Joseph’in kızı olan eşi Maria Amalia için küçük bir keyif sarayı ve av köşkü olan Amalienburg’u yaptırmış.

Amalienburg, Avrupa Rokoko tarzının en seçkin eserlerinden biridir.

Yaşlı François Cuvillies, mimari ve dekorasyon tasarımcısı olarak görev aldı. Cuvillies, saray cücesi iken Bavyera Elektörü II. Maximilian Emanuel ile yaşadığı mucizevi karşılaşma sonucunda yeteneğini tam anlamıyla ortaya koymuş ve dünya çapında tanınan bir mimar haline gelmiş.

Sarayın dış cephesi oldukça sade. İşlevine uygun olarak ana girişin hemen üzerine av ve ay tanrıçası Diana kabartması yapılmış.

Sarayın içinde ise renk, hareket ve güzellik var.

Aynalı Salon (Büyük Salon),  Bavyera’nın gümüş ve mavi renkleriyle işlenmiş.

Sülün Odası; 1734 yılında Amalienburg yakınında kurulan Sülün Bahçesi’ne bir göndermedir.

Mutfak egzotik havasıyla dikkat çeker. Mavi-beyaz tavan Çin sahneleriyle boyanırken, duvarlar Hollanda çinileriyle süslenmiştir.

Magdalenenklause

Saray arazisindeki diğer bir köşk, Joseph Effner tarafından 1725-1728 yılları arasında inşa edilmiştir.

Magdalenenklause, bir keşişin yaşam alanı olarak tasarlandı ve ormanın içinde yapıldı. Kiremitlerle yapılmış ve kısmen sıvalı olan yapı, dışarıdan harabe görünümünde. Eskidiği düşünülen yapı aslında sanatsal olarak bir harabeyi andıracak şekilde tasarlanmış. Duvardaki çatlaklar ve ufalanan sıva, dünyevi her şeyin zayıflığını simgeliyor.

Az vakti olan hızlı gezginler olarak sarayı 1,5 saatte gezdik. Ancak tabii ki böyle bir şaheser için bu sürenin çok yetersiz olduğu aşikar.

Sadece bahçesine bile bir gün ayırıp hem gezip, görüp hem de dinlenmek, keyif yapmak gerekir diye düşünüyorum.

Saraya gelirken yolda Cafe Schloss’u gözümüze kestirmiştik. Çıkışta orada mola verdik.

Cafe Schloss

Bu sene kurban bayramı ve babalar günü art arda oldu. Babalar gününü de kutladık.

Almanya’nın meşhur Apfelstrudel (Elmalı strudel)’ini denedim. Bir çeşit elmalı turta. Tarifinin Türkiye’den geldiği söyleniyor.

2. Sendlinger Kapısı

Ortaçağ döneminden Münih’te kalan üç gotik şehir kapısından biri. Tarihi 14. yüzyıla uzanıyor.

Aynı isimli meydanda bulunuyor.

Burası aynı zamanda Marien Meydanı’na giden popüler Sendlinger Caddesi’nin de başlangıcıdır.

Otelimiz de buraya çok yakındı.

3. Asam Kilisesi

Münih’te ünlü alışveriş caddesi Sendlinger caddesinde bulunan geç Barok tarzı bir kilise.

Kilise, 1733-1746 yılları arasında heykeltıraş ve ressam Asam kardeşler tarafından özel kiliseleri olarak inşa edilmiş.

Hatta iki kardeş İtalya’da Lorenzo Bernini ustadan ders almışlar.

Kiliselerinin sunağında yapılan 4 kolon, Bernini’nin Roma’daki ünlü St. Peter’in mezarındaki 4 Bernini kolonuna gönderme olarak yapılmış.

Giriş ücretsiz. Gittiğimizde kilise restorasyondaydı. Ancak giriş kapısı açıktı ve antre kısmına girilebiliyordu. Ferforje kapının aralarından kilisenin içi görülüyor.

4. Asam Kardeşler Evi

(Buraya gelmişken bu da bonus bir yapı.)

Zenginlik böyle bir şey. Asam kardeşler özel kilise yapmışlar. Hem de evlerine bitişik 🙂

Dış cephesi ne kadar süslü ve zarif değil mi?

Bu seferlik Münih gezimiz bu kadar.

Bugün 18’de Salzburg’a trenimiz olduğu için 17 gibi metroya binip tren garına doğru yola koyuluyoruz.

Bir sonraki Münih seyahatimizde sırada Neuschwanstein Şatosu (Yeni Kuğu Taş Sarayı) ve Hohenschwangau Kalesi var.

Hoşçakalın.